Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

Hapisteki Hastalardan Mektuplar

Hapishanedeki hastalara gönderdiğimiz mektuplara aldığımız cevaplar – noktasına virgülüne dokunmadan:

Böbrek ve mesane kanseri Avni Uçar’ın mektubu (tıklayın)

Şimdi sol böbreğimde de kanser riski yüksek. Çok uzun yıllar içeride olduğumuz, c.evi şartlarında her hastane gidiş gelişimiz, cezaevi şartlarının eziyet olduğu, yetersiz beslenme ve ağır stres nedeniyle sağlığın daha da olumsuz yönde gelişeceği göz önüne alınmazsa hiçbir zaman bir sonuç alamayacağız. Sadece Adli Tıp da değil, yerel hastane sağlık kurullarında da doktorlar işin bu yanını hiç gözetmiyorlar…” 2.5.2014 (devamını okumak için tıklayın)

Dört omurunda fıtık, böbreğinde taş olan tiroid hastası Akif İpek’in mektubu (tıklayın)

2 Mayıs 2014

Şeker, varis, fıtık, barsak, romatizma hastalıklarından mustarip Nizam Algünerhan’ın mektubu (tıklayın)

Hastanede doktorlar sadece ilaç yazıyor ilgili olmuyorlar, bu nedenle tedavi aksıyor, yani ölüm sınırına gelinceye kadar ilaç dışında bir tedavi uygulamıyorlar. Hastalık konusunda ciddi bir bilgi verilmiyor.” 29 Nisan 2014 (devamı için tıklayın)

 

Kronik kalp hastası Kerem Çiftçi’nin mektubu (tıklayın)

Tabuttan sonra yakılan ağıt, söylenen söz, dökülen göz yaşı anlamsızdır

Nisan 2014, devamı için tıklayın.

 

Kronik astım hastası, hepatit B taşıyıcısı Cesim Kahraman’ın mektubu (tıklayın)

“23 yıldır cezaevindeyim, bu aldığım cezanın ağırlığı bir infazken sağlık sorunlarıma bu denli düşmanca yaklaşılmasına bir anlam veremiyorum. Bu konuda kurumunuzdan insani yardım talep ediyorum.”30.04.2014 (devamını okumak için tıklayın)

 

Çok sayıda ağır hastalığı olan Faysal Yacan’ın mektubu (tıklayın)

“dafalarca cumhuriyet başsavcılığın aracılığıyla Adlitıp a başvurdum. Ancak adli tip talebimi red etti ve Adli tıpa götürülmedim. Ancak cezaevi idaresi benim haberim olmadan söz konusu olan hastane heyetin bana verdiği olumsuz raporları adli tıpa göndermiş, ve benim adli tıpa gittiğini diye göstermiş ancak adli tıpa hiç gitmedim. Beni değil, raporlarımı göndermişler adli tıpa.” 29.04.2014 (devamını okumak için tıklayın)

Rahminde miyomlar bulunan Nurcan Bakır’ın mektubu (tıklayın)

“Cezaevinde hastaneye gitmek başlı başına bir sorun cezaevinde daha çok pratisyen doktorlar getiriliyor. Onlarda ancak işler son noktaya gelince sevk yapıyor. Bazende sevklere 6 ay sonra gidiliyor. Bu böylesi bir sorun iken kişinin hakim seçme şansı yok bir Dr. olmadı diğerine gideyim veya farklı tercihlerde bulunma gibi şansımız yok zaten. Dışarda hiç olması insanın doctor seçme hakkı ve istediğin zaman doktora gitme kontrolleri yapma olanağı var. Malesef en son 27 kasım 2013`te hastaneye gittim başımın filimi çekilecekti bu filimi çekecek olan teknisyen (bayan) elimden kelepçeyi çıkarmasını istedim asker kabul etmedi teknisyende gerek yok dedi bende bu onur kırıcı bu yaklaşımları Kabul etmedim ve halen o filimi çekmemişim.” Mart 2014 (devamı için tıklayın)

 

Gırtlak kanseri, şeker, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol hastası erkek mahpusun mektubu (tıklayın)

Kanser olduğum söylendi bir de nasıl konuşacağımı ve beslenme konusunda bilgi veriyorlar. Nasıl hissedecen. Azraille karşı karşıya pişti oynuyor gibi hissediyorum.6.2.2013 (devamını okumak için tıklayın)

Kalp kapakçığı daralan tutuklu öğrencinin mektubu (tıklayın)

“Rahatsızlığıma gelince, doktorların söylediğine göre bir kapakçıkta –kalp- küçülme var. Birde kalp romatizması. Tabi bunların ne olduğunu çok bilmiyorum. Genel anlamda yaşamda bir yorgunluk var. Zaten fazla hareket ettiğimde çarpıntı ve yorgunluk oluyor. Ama moral olarak durumum iyi. Nede olsa durumu benden çok daha kötü onlarca arkadaşlarım var. Dışarıda da bazen rahatsızlığım oluyordu ama genelde doktorlar [yok] birşey diyorlardı. Yani herhangi bir teşhis konulmadı. Burada yaklaşık bir yıl önce biraz rahatsızlandım. El ve ayaklarımda şişme oluyordu. O zaman doktora gittiğimde bu teşhis konuldu. Tabi bana bir açıklama yapmadılar. 15 günde bir iğne kullanıyorum ve hergün bir hap alıyorum. Ama görünür bir düzelme yok. Bu teşhis’ten sonra revire çıkabiliyorum. Tabi doktor hafta iki defa ve yarım gün geliyor. Ona göre iğneye çıkıyorum.” 13.10.2012 (devamını okumak için tıklayın)

%79 görme engelli mahpus: intihar etmek istemiyorum! (tıklayın)

“Ben hem Gözlerimden %79 Görme engeliyim hemde cinsel organımdan 3 kez riskli amaliyat geçirdim ve şu an sıkıntı yaşıyorum ve bu piskolojik olarak’da beni ciddi anlamda zorlamaktadır… insan herşeyinden koparılıp buraya sorgusuz sualsiz atılınca kendini yalnız, sahipsiz, çaresiz hisseder kimi zamanlarda bu durumlar insani ölüme götürür. ben bu sıkıntılardan dolayı 3 kez intihar girisiminde bulundum yani o derece insanı yalnızlaştırma politikası uygulanmakta ve bundan dolayı ciddi ruh sağlığı ve Ruhta boşluk yaşamaktayım bazen kendimi boş yere yaşadığımı insanlığın öldüğünü merhametin ve insanlığın olmadığını düşünüyorum ve çok büyük boşluklar yaşayarak kendimi kontrol edemeden intihar girişimlerinde bulunuyorum ve birgün bu piskoloji nedeniyle kendime zarar vermekten korkuyorum…” (24.08.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Acilen kalp ameliyatı olması gereken kadın mahpusun mektubu (tıklayın)

“Oğlum hala çocuktur.  Ameliyat olacağım zaman yanımda olmak istiyor. Ama şunu anlamıyor: sanki bir – iki yıl içinde çıkacağım da tedavimde ertelenebilir bir durum sözkonusu. Ben müebbet ceza almış bir hükümlüyüm. Cezam, hastalığıma rağmen verildi ve infazımın bitmesine 18 yıl var… Her türlü başvuruma, ağır hastalığıma rağmen hala bu koşullardayım, durumum gün geçtikçe kötüleşiyor. Ameliyat artık şart olmuş durumda. Oğlum da kendince cumhurbaşkanlığından sivil toplum kuruluşlarına, her yere başvuruyor ve o çocuk saflığıyla, umutla “Anne dur, bu sefer bir şey olacak.” diyor. (22.08.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Hem gözleri görmüyor, hem kanser: Hediye Aksoy’un mektubu (tıklayın)

“Durumum çok kötüydü ve radyoterapi sürecindeydim. Karın boşluğumda bir kitle tespit edilmişti. Tahliller için Samatya Hastanesi’ne gidiyordum. Memuru çağırırken asker durduğumuz yerin hastane değil, Fatih Adliyesi olduğunu söyledi. Ben, “Adliye’de ne işim var, hastayım, hastaneye gitmem gerekiyor” dedim. Ancak beni dinleyen olmadı. Ağustos’un sıcağında boğucu ringin içinde neredeyse bayılmak üzereydim… Aracın sorumlusu olan rütbeli geldi. “Ben ne yapacağımı sana mı soracağım? Nerde durmak istiyorsam aracı durdururum.” demesiyle aracın diğer bölmesinde kalan adli tutuklular küfürler, hakaretler savurmaya başladılar. Hem asker, hem de adlilere göre ben bir “teröristtim” ve tedavi olmamam gerekiyordu. Hatta ölmeyi hak ediyordum. Askerler adlileri, onlar ise askerleri besleyerek hakaretlerini sürdürdüler. En çokta ağza alınmayacak küfürlerle kadın kimliğime saldırdılar. O gün gecikmeli olarak hastaneye götürüldüğüm için hiçbir işlemim yapılmadan saat 16-17 arası gibi cezaevine getirildim…” (21.08.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Kalp hastası Erhan Özel’in mektubu (tıklayın)

Hastahaye giderken elin kelepçeli ring arabasından götürülüyorsun… Gidip gelene kadar üç-dört gün kendime zor geliyorum. Bu tüm hastalar için geçerlidir. Çünkü ciddi anlam kirli, dar, kokan araçlardır. Ayrıca hastaneye giderken araçtan idirilmiyorsun Ring aracında saatlerce eli kelepçeli bekletiliyorsunuz—bir de buna yazın sıcağını ekleyin, hastaneye gitmeye bin pişman oluyor insan… (15.08.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Cezaevinde kalp krizi geçiren Wernicke-Korsakoff hastası Abdullah Kalay’ın mektubu (tıklayın)

“Revire çıkıyoruz. Ancak haftada iki gün salı ve perşembe günleri belli saatlerde doktor bulunmaktadır. Diğer günlerde yok. Örneğin; ben kalp krizi geçirdiğimde doktor yoktu. Gelen 112 Acil servisinde de doktor yoktu. İki tane tekniker personel ambulansla gelmişti ve onlar “hasta sevk edilsin” demeseydiler, sevkte yapılmayacaktım ve ben ölecektim. O iki personel doktor değiller, olmadıkları için pekala “sevk edilmeye gerek yok” diyebilirlerdi. Bu durum benim ölmeme neden olacaktı. Ve ben ölecektim. Ne kadar basit!… İnsan hayatı bu kadar ucuz!…” (13.08.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Bir akciğeri veremden dolayı alınan erkek mahpusun mektubu (tıklayın)

“Bu çocuk çok hasta akciğerleri iflas etmek üzere her an ölebilir derhal bunun Ankara’ya acilen götürülmesi gerekiyor. Anbulas ve doktorlar birlikte götürün denildi. Ancak Askerler izin vermediler. O halimle cezaevine geri götürüldüm. Birkaç hafta sonra Ankara’ya götürüldüm. Hastalığımı böyle öğrendim…

Ne kadar ağır hasta olursan ol hiç fark etmez. ellerin kelepçeleniyor ring denilen ölüm ringlerine bildiriliyoruz. Bu cezaevi araçları hiç yıkanılmiyor. içi kokudan insanın beyni patlıyor içinde kusan insanlar oluyor dahi yıkanmiyor. Her tarafı demirlerle kapalı ve plastik koltuklar var hiçbir yeri açık değil tamamen kapalıdır…” (30.07.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Bakırköy Cezaevi’nde lenf kanserinden ölen Magdalena de Winnaar’ın bize yazdığı ilk mektup… (tıklayın)

Sevgili Zeynep,

Senden mektup aldığıma çok şaşırdım. Durumumu bilen birileri olduğundan hiç haberim yoktu. Bu kadar uzun zamanda cevap verdiğim için özür dilerim, önce pul bulmam gerekiyordu… Ben 58 yaşındayım, dolayısıyla burada daha kaç yıl kalmam gerekecek bilemiyorum. Hastanedeki doktor kanseri şimdilik kontrol ettiklerini söyledi ama iki sene sonra tekrar çıkacakmış. Bazen çok korkuyorum ve başıma ne gelecek bilmiyorum. Türkiye’de öleceğim diye korkuyorum. Burada güvenebileceğim ve konuşabileceğim kimse yok…

…Artık yemek yiyemiyordum ve uyumakta zorluk çekiyordum ve sürekli ağrılarım vardı. Durumum o kadar kötüleşti ki birkaç saatte bir oksijen verilmesi gerekiyordu. Bir sabah koğuşumdaki kızlar gardiyanları çağırıp benim hastaneye götürülmemi istediler. Hastane beni hemen yatırdı çünkü artık nefes alamıyordum ve boynumun her tarafından büyük çıkıntılar fışkırıyordu (gerçekten korkutucu görünüyordu!) İki gün sonra doktor lenf kanseri olduğumu söyledi. Hemen ertesi gün kemoterapiye başladılar. 3 hafta hastanede kalıp 2. kemoterapiyi gördüm. Ertesi gün hapishaneye geri geldim ve şimdi 21 günde bir kemoterapi için hastaneye gitmem lazım. Çok kilo kaybettim ve yan etkilerden dolayı sıkıntılarım var ama yaşadığıma şükrediyorum. Gelecekte beni neler bekliyor bilmiyorum ama bir gün Güney Afrika’ya dönmeyi umut ediyorum ve bunun için dua ediyorum… Benim için yapmaya çalıştığınız her şey için tekrar teşekkür ederim. Şimdi benim için az da olsa umut var, her şey kapkaranlık değil. Tanrı seni ve aileni korusun ve kutsasın. (27.07.2012 – devamını okumak için tıklayın)

Bir böbreği alınmış, kalp ameliyatı geçirmiş erkek mahpusun mektubu

“Kanser ve cezaevinde tedavisi imkansız olan hastalar üzerinde durulmalı. Zira ben, monoket-20 mg’ı burada da kullanıyorum, dışarıda da kullanırım. Elbette dışarıda kullanmayı tercih ederim, üstelik yürümeye gitmeyi de isterdim ama mevcut durumda yapılabileceklerin maksimumu da sınırlıdır.” (27.07.2012) (devamını okumak için tıklayın)

Mesane Kanseri Taylan Çintay’ın Mektubu (tıklayın)

Aynı  sorumlu  asker  beni  doktora götürünce  doktora  şöyle  diyor  ve  gülüyordu: “Hocam  şimdi  siz bunun  mesanesini  aldığınızda  aşağısı (erkeklik organı kastediliyor )  iptal  olacak  değil  mi?” Doktor da  ”Aynen  öyle”  diyordu…  (19.07.2012) (devamını okumak için tıklayın)

 

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Sayaç

  • 176,729 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Bize ulaşmak için:

e-posta: hapistesaglik@gmail.com
twitter: @hapistesaglik

Telefon / Faks: 0212 293 69 82

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

%d blogcu bunu beğendi: