Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

“5 yaşındaki yeğeninin resmini istemişti… Yaşamını yitiren hasta mahpus hikayesi”

Cezaevlerinde iki hasta tutuklu daha yaşamını yitirdi. 62 yaşındaki Mehmet Gök, geçirdiği kalp krizi sonucu 13 Şubat’ta yaşamını yitirirken Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) ‘Hapishanede kalamaz’ raporuna rağmen, belden aşağısı felç olan ve tahliye edilmeyen 37 yaşındaki hasta tutuklu Ali Haydar Yıldız ise geçtiğimiz Pazar günü hayatını kaybetti. Yıldız’ın kardeşi Zehra Balat, kardeşinin 2012’de İstanbul’daki bir kuyumcu soygunun da polisin silahlı ateşi sonucu yaralandığını, o günden beri süre gelen ihmallerle ölüme götürüldüğünü söylüyor. Kardeşinin ölüme terk edildiğini ve göz göre göre öldürüldüğünü belirten Balat,”Beş yaşındaki kızımın, dayısının doğum günü için yaptığı resmi, cezaevi almadı. Kardeşim de 30 Ocak’ta, ‘5 yaşındaki çocuğun yaptığı resimden neden korkuyorsunuz, neden almadınız’ diye tepki gösteriyor. Sonraki gün kardeşim soğuk suyla yıkatıldıktan sonra durumu ağırlaşıyor. Onlarca kez doktor istiyor ama nafile. Kardeşim, devletin sorumluluğu altındaydı. Ölümünden de cezaevi yönetimi sorumludur” dedi.

Belden aşağısı felç olan ve ATK’nin 2012 yılında, “Sakatlık nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, bir başkasının desteği ile bakıma muhtaç olduğu” için ‘Hapishanede kalamaz’ yönünde rapor vermesine rağmen tahliye edilmeyen 37 yaşındaki hasta tutsak Ali Haydar Yıldız geçtiğimiz Pazar günü Metris R Tipi Hapishanesi T-1, A-12 koğuşunda yaşamını yitirdi. Yıldız, Pazartesi günü Pendik’te toprağa verildi.

“Kim kime şikayet edebilirdim ki..”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Hapishane Şubesi, Ali Haydar Yıldız’ın 8 Ağustos 2012’de İstanbul’daki bir kuyumcu soygunun da polisin silahlı ateşi sonucu yaralandığını, ilk 8 saatte yapılması gereken tıbbi müdahalelerin gecikmeli olarak yapıldığını belirtti. Omuriliğindeki kurşun çıkarılamadığı için belden aşağısı felç kaldığını ifade eden İHD, Yıldız’ın tedavisi tamamlanmadan felçli bir şekilde Metris Kapalı Hapishanesi’ne götürülerek bir hafta revirde tutulduğunu da ekledi. Olayı ve ardında yaşanılanları kız kardeşi Zehra Balat şu şekilde ifade ediyor; ”Soygundan motosikletle kaçmaya çalışırken, polis önünü kesip ateş ediyor ve yere savruluyor. Önce bir bacağına, sonra diğer bacağına ardından iki tane de omuzlarına sıkılıyorlar ve yüz üstü düşüyor. Ona rağmen iki tane daha eline sıkılıyorlar. Kardeşim, ‘Öldürün beni, böyle yaşayamam’ dediğinde, Emrullah adında bir poliste ‘Öldürmeyeceğiz, süründüreceğiz’ diyor ve omurgasına da bir el ateş ediliyor. Kardeşimi kasıtlı olarak vuran polis, çocukluk arkadaşımın kocası, hiç bir şey yapamadık. Kardeşimin kurşuna tutulmasından bir hafta sonra Pendik’te bir olay daha oldu aynı polis orada da bir çocuğu vurdu. Kim kime şikayet edebilirdim ki, korktuk. Ardından o polis bir yere emniyet müdürü oldu. Kardeşimden 10 gün boyunca haber alamadık. Üç buçuk ay hastanede kardeşime refakatçilik yaptım. Tüm doktorlarda, kardeşimin ilk 8 saat tedavi edilseydi, omuriliğindeki kurşunun çıkarılabileceğini ama bundan sonra bir şey yapamayacaklarını belirttiler.”

Mahkeme, ATK raporunu sakladı

Balat, sürekli yatmaktan dolayı vücudunda yaralar oluştuğunu, bazı duruşmalara sedye ile çıktığını belirtti. Balat, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, dosyaya gelen ATK raporunu iki duruşma boyunca Yıldız ve avukatlarından sakladığını, rapor açığa çıkınca da ‘tahliyesi mümkün değildir’ kararı verdiğini ifade etti. 2013 yılında yapılan mahkemede ağrıları artınca ifade bile veremeden hastaneye kaldırılan Yıldız için savcı, ATK raporuna rağmen “Yasada yeri yok” diyerek tahliye edilmemesini istedi. Mahkeme, verdiği tutukluluk kararlarında ATK raporundan ise hiç bahsetmedi.

Beş yaşındaki çocuğun resmi..

Kardeşinin son bir yılda, böbrek yetmezliği başladığını söyleyen Balta, bir böbreğinin alındığını diğerinin ise yüzde 72’sinin çalıştığını ama hiç bir şekilde diyalize alınmadığını ifade etti. En son 9 Ocak’ta kardeşinin açık görüşüne giden Balat, görüşe beş yaşındaki kızı Eylül’ü de götürmüş. Görüşte kardeşinin, kızına, ”5 Şubat doğum günüm. Dayına bir resim yap, gönder” dediğini ifade eden Balat,”Kızım, ellini, güneş ve çiçek resmi çizdi. Bir kağıda yazdığım, ‘Dayıcım seni çok seviyorum’ cümlesini de kopya çekerek resmine geçirdi. Resmi, 30 Ocak’ta kapalı görüşe giden annem ve babamla gönderdim. Cezaevi yönetimi resmi almamış. Kardeşimde bu duruma karşı, görüş sırasında gardiyanlara, ”5 yaşındaki çocuğun yaptığı resimden neden korkuyorsunuz, neden almadınız” diyerek tepki göstermiş. Annemler, 6 Şubat’ta bu sefer açık görüşe gittiler. Kardeşim, resmin alınmaması üzerine söylediği o cümleden dolayı, kapalı görüşün ardındaki gün soğuk suyla yıkandığını, durumunun hiç iyi olmadığını söylüyor. 7 Şubat’ta cezaevini aradım, yönetim, kardeşimin doktorluk bir durumun olmadığını söyleyerek ve beni terslediler” dedi.

“Onlarca kez doktor istiyor”

Görüş gününe kadar kardeşinin, tüm hastalıklarının aynı şekilde devam ettiğini belirten Balat,”Kardeşim bir anda kötüleşiyor. Onlarca kez doktor istiyor ama götürmüyorlar. En son Cumartesi günü koğuştaki tutuklular kapıları tekmelemeleri üzerine hastanenin acil bölümüne kaldırılıyor. Doktorlar, birkaç saat daha erken getirilseydi, yaşatılabileceğini söyledi. Yönetim, kardeşimin Cuma günü hastaneye götürüldüğünü ifade ediyor ama hastane raporunda, Cumartesi günü yazıyor. Kardeşim, Pazar günü saat 21:00 sıralarında yaşamını yitirmiş ama bize bir sonraki gün saat 01:00’da haber verdiler. Kardeşim soğuk suyla duş alındıktan 10 gün sonra yaşamını yitiriyor ” ifadelerinde bulundu.

“Devletin sorumluluğu altındaydı”

Kardeşinin ölüme terk edildiğini ve göz göre göre öldürüldüğünü vurgulayan Balat, ”Annem ve babam rahatsız, üzülmesinler diye Ali’nin yaşadıklarını, nasıl öldüğünü bilmiyorlar. Eşyalarını aldım. Kendisinin, arkadaşlarının yazdıklarını okudum. O kadar çok şey yaşamış ki.. Onursuzlaştırdılar, kötü davrandılar. Cezaevi yönetimi, bana ‘Ali sakindi, kitap okurdu’ ifadelerinde bulundu, onlara ‘Siz, kardeşimi katlettiniz. AİHM’e kadar başvuracağım’ söylediğin de ise ‘Derdin para mı’ dediler… Kardeşim, devletin sorumluluğu altındaydı. İhmal var ve bu şüpheli bir ölüm. Sorumluları da cezaevi yönetimi” dedi. Durumun takibi için İHD’ye başvuru yapan aile sorumluların cezalandırılmasını istiyor.

62 yaşındaydı
Çocuklarına hasret gitti..

Mersin Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde C-16 koğuşunda kalan 62 yaşındaki Mehmet Gök, geçirdiği kalp krizi sonucu 13 Şubat’ta yaşamını yitirdi. Adana ATK morguna kaldırılan Gök’ün cenazesi, otopsi işlemi ardından ailesine teslim edildi. Gök’ün cenazesinin Ceyhan Asri Mezarlığı’nda önceki gün toprağa verildi. Bir dönem, Fransa’da sürgünde yaşayan ve daha sonra Türkiye’ye dönen Gök, 1995’te tutuklanıp ve müebbet hapse mahkum edildi. Yazar, şair Adil Okay, “Ben çıkana kadar büyüme e mi… “ adlı kitabında Gök için, ”Türkiye’ye döndüğünde çocukları Fransa’da anneleriyle kalmış. Onları hiç görmemiş” diyor. Okay, Gök’ün ölüm haberinden sonra, ‘Sevgi dolu bir insandı. Fazla duygusal bilinirdi. Fransa’da kalan çocuklarına hasret öldü” dedi.

Cumhuriyet 16.02.2019

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 17 Şubat 2019 by in Merhum Mahpuslar and tagged , , , , .

Sayaç

  • 247.855 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Bize ulaşmak için:

e-posta: hapistesaglik@gmail.com
twitter: @hapistesaglik

Telefon / Faks: 0212 293 69 82

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

%d blogcu bunu beğendi: