Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

Büyük Türkiye Hapishanesi: Veli Ağbaba’nın Yazısı

Mahpusların ‘tipine’, ‘siyasi fikrine’ veya hapishane idaresinin inisiyatifine bağlı olarak yasak ve sorunlar farklılaşıyor. Çıplak arama uygulaması sadece mahkumlara değil, ziyaretçilere de uygulanıyor
Büyük Türkiye hapishanesi

Haber: VELİ AĞBABA* / Arşivi

Düşünmenin ihanet, kitap yazmanın ve hak aramanın suç olduğu bir memlekette yaşıyoruz. Faili meçhul cinayetlerini aydınlatamamış, adalet kurumuna güvenin kalmadığı bir ülke burası. Özgürlük ve eşitlik talep ettikleri için aydınlık beyinlerin cezalandırıldığı bir ülke. Cezaevlerinde sayıları 130 bini aşmış olan mahkûm ve tutuklu bulunan, cezaevleri duvarları dışında da adeta açık cezaevi koşulları hâkim olan bir ülke. Burası Türkiye !
Cezaevine düştüğü günleri anlatırken, “Büyük Türkiye Hapishanesi”nden yakınan Başbakan’ın, ülkenin bu koşullarına ilişkin “sessizliği” devam ediyor. Ancak, yargıyı sopası haline dönüştürmüş AKP iktidarının muhafazakâr demokrat anlayışının yarattığı Büyük Türkiye Hapishanesi ile tarihe geçtiğimiz aşikâr.

28 cezaevi, 110 ziyaret

İşte, içerisi ve dışarısı ile büyük bir hapishaneye dönüşen Türkiye’de, mahpusların (yani içeridekilerin) cezaevlerindeki yaşam koşullarını incelemek ve sorunları tespit etmek amacıyla CHP Cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu olarak yola çıktık. CHP’nin Malatya milletvekili olarak benim, Manisa milletvekili Özgür Özel ve Muğla milletvekili Nurettin Demir’in oluşturduğu bir komisyon bu. Bir yıl süresince 28 cezaevini toplam 110 kez ziyaret ettik. Sayıları bini aşan mahkûm ve tutuklu ile görüştük. Hasta mahpusların yanı sıra cezaevlerinde yaşanan ölüm, isyan, yangın, ölüm oruçları, taciz-tecavüz, işkence ve kötü muamele konularını incelemek üzere de ziyaretlerde bulunduk. Tüm bu cezaevi ziyaretleriyle dünyada en çok tutuklu milletvekili, öğrenci, avukat, gazeteci, sendikacı ziyaret eden milletvekilleri olduk. Bu durum bile, ülkemiz demokrasisinin gelmiş olduğu seviyeyi, otoriter ve baskıcı politikaların ne düzeye geldiğini gösteriyor.
Komisyon üyeleriyle birlikte hiçbir dil, din, ırk, etnik kimlik, siyasi düşünce ayrımı gözetmeksizin gerçekleştirdiğimiz cezaevi ziyaretleri sonrasında birlikte hazırladığımız “Hasta Mahpuslar Raporu”nu Mart’ta yayımladık.

Ölümcül hastalar

Bu raporda, hapishanelerin ve hapishane koşullarının acilen köklü bir reforma ihtiyacı olduğu tespitini yaptık. Böyle bir reformun en acil boyutunun ise hasta mahpusların durumu olduğunu belirttik. Görüştüğümüz mahkumlar arasında kalp hastalıkları ve kanser gibi ölümcül hastalıkları olanların oranı yüzde 15 civarında. Bu hastaların pek çoğunun hastalığının tedavisi hapishane koşullarında mümkün değil ve bu yüzden pek çok insan ölümün kıyısında. Adalet Bakanlığı ise hastalık sonucu hayatını kaybedenleri “eceliyle ölenler” başlığı altında değerlendirerek üzerinden sorumluluğu atmaya çalışıyor. Bugün kanser hastası Mete Diş tahliye olmayı bekliyor ve adeta ölüme terk edilmiş durumda. Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun da durumu aynı. Bu sürece dur diyebilmek için hasta mahpusların durumu hakkında ilgili yasal düzenlemeler bir an önce netlik kazanmalı ve bürokratik süreç mutlaka hızlandırılmalı.
Tespitlerimize göre, bugün hapishaneler, koşulları itibarıyla mahpusları insan olmaktan çıkaracak düzeyde. Örneğin, bazı cezaevlerinde sıcak su sıkıntısı nedeniyle banyo yapamayan mahpuslar, sağlıklı ve hijyenik bir yaşam alanına sahip değiller. Hasta mahpuslar için, bazı cezaevlerinde uygulanan tek tip diyet sebebiyle birçok hasta mahpus cezaevinde yeterli ve doğru bir şekilde beslenemiyor. Karaciğer hastası bir mahpus, şeker hastasıyla aynı diyet yemeğini yemek zorunda. Ve bu hasta mahpusların hayatlarına yönelik ciddi bir tehdit. Diğer yandan, hapishane koşulları, sağlıklı insanların bile cezaevinde sağlıklarını yitirmelerine sebep oluyor. Mahpuslar, adliyeye veya hastaneye götürüldüklerinde güvenlik gerekçesiyle ring araçlarında saatlerce kelepçeli tutuluyor, “kelepçe ile muayene” ve hatta ameliyat ediliyor.

Yasaklar, yasaklar…

İncelemelerimize göre Türkiye cezaevlerinde kapasitenin üstünde mahpus var. Bu durum mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. Öyle ki, mahpuslar yer sıkıntısı nedeniyle, üst üste veya “nöbetleşe” uyuyorlar (Urfa cezaevindeki yangın sonucunda yaşananlar bu durumun en acı sonucu). Bazı cezaevlerinde mahpuslar, kulaklarının fareler tarafından kemirilmesinden korkmalarından dolayı geceleri uyuyamıyor. Yine bazı cezaevlerinde 15 metrekarelik koğuşlarda 30 kişi kalıyor. Bu nedenle cezaevlerinde bazen en büyük sorun “nefes almak” olarak karşımıza çıkıyor.
Kanlı bir operasyonla hayatımıza sokulan F Tipleri ise, cezaevlerindeki kötü koşullara “insanın insansızlaştırılmasını” yani “tecriti” ekledi. “İzsiz işkence, sessiz ölüm” olarak görülmesi gereken tecrit, hücre hücre bölünmüş olan F Tipi hapishanelerde mahpusları izole ediyor ve yalnızlaştırıyor. Öte yandan “10 saat sohbet hakkı” neredeyse hiçbir cezaevinde tam olarak uygulanmıyor. Bazı cezaevlerinde 45 dakikaya kadar düşen sohbet hakkı ile mahpuslar birbirleriyle iletişimden mahrum bırakılıyor. Bu haliyle de mahpuslar adeta göreli bir tecrite maruz bırakılıyor.
Tespit ettiğimiz diğer bir sorun ise her cezaevinde farklı farklı yasakların ve uygulamaların mevcut olması. Hapishanenin ve/veya mahpusların “tipine”, “siyasi fikrine” veya hapishane idaresinin inisiyatifine bağlı olarak yasaklar ve sorunlar farklılaşıyor. Cezaevlerinde karşılaştığımız yasaklardan bazıları şöyle: Belli sayıdan fazla kitap bulundurmak yasak, Cem TV, Hayat TV, Yol TV, İMC TV gibi kanallar yasak. Türkü söylemek, 1 Mayıs’ı, 8 Mart’ı kutlamak ve slogan atmak yasak. Bazı cezaevlerinde, mavi, kırmızı ve yeşil renk kıyafet giymek yasak. Büyük atlas, şeffaf bant, kırmızı tükenmez kalem kullanmak ve herhangi bir şeyi amaç dışı kullanmak yasak. Mesela eski bir atletinizle yeri silerseniz, “atleti amaç dışı kullanmış oluyorsunuz” ve ceza alıyorsunuz.

Oyuk araması!

Mahpuslara yönelik tespit etmiş onur kırıcı uygulamalardan biri de “çıplak arama” (“Oyuk Araması” denilen bir uygulama ile de kadınlar cinsel organlarına ve erkekler makatlarına kadar aranıyor). İnsanlık dışı bir uygulama olarak cezaevlerinde devam eden çıplak arama uygulaması sadece mahkûmlara değil ziyarete gelen ailelere ve yakınlarına da uygulanıyor. Görüşe gelen ziyaretçiler, iç çamaşırlarına kadar çırılçıplak soyularak aranıyor, elle aramalarda kadınların “pedleri” çıkarılıyor, tacize varan uygulamalar oluyor. Bu uygulama nedeniyle, Hizbullah davasından hükümlü bir mahkum, kızının ve eşinin bu tip aramalara maruz kalmasını istemediği için beş yıldır aile fertleri ile görüşemiyor. Türkiye cezaevlerinde farklı cinsel yönelimi olan mahpuslara yönelik ayrımcılık da had safhada. Farklı cinsel yönelimleri olan mahkûmlardan rapor isteniyor. Rapor alma sürecinde bu mahpuslar insanlık dışı ve onur kırıcı müdahalelerle karşılaşıyor. Ayrıca, nakil hakları olmalarına rağmen güvenlik gerekçesi açık cezaevine nakil haklarını kullanamıyorlar.

F tipleri kaldırılmalı

Siyasi mahpuslara yönelik verilen disiplin cezaları ile neredeyse tüm siyasi mahpusların infaz indirimleri yanmış durumda. Özellikle 11 gün verilen keyfi disiplin cezalarının yanı sıra bazı siyasi mahpusların dört yıla varan ziyaret ve mektup yasakları var.
Bu noktada, cezaevi yönetimlerinde standart olmayan ve keyfi uygulamalar ve disiplin cezalarının son bulması, kötü muamelelerin ve hak ihlallerinin son bulması için gereken düzenlemeler bir an önce yapılmalı. Hapishane koşulları mutlaka insanileştirilmeli. F tipleri mutlaka kaldırılmalı ve tecrite son verilmeli. Cezaevlerinde hasta/hekim mahremiyeti mutlaka sağlanmalı, kelepçeli muayene gibi insanlık dışı uygulamalar son bulmalı. Adli tıp kurumuna sevkler geciktirilmemeli ve sağlık hizmetleri mutlaka iyileştirilmeli. Cezaevi koşullarında kendi başına hayatını idame ettiremeyen, durumları ağır ve hayati tehlikesi olan mahpuslar derhal salıverilmeli.
İşte, AKP hükümetinin antidemokratik ve baskıcı politikaları sonucu, “Büyük Türkiye Hapishanesi”nde yaşayan, mahpusların (yani içeridekilerin) cezaevlerinde yaşamakta olduğu hak ihlalleri, kötü muamele ve onur kırıcı uygulamalardan bazıları bunlar… “Büyük Türkiye Hapishanesi”nde yaşayan ve henüz dışarıda olan bizler için cezaevlerinde yaşanan bu hak ihlallerini, keyfi uygulamaları ve kötü muameleleri kamuoyu ile paylaşmak ve çözümü için uğraşmak bir insanlık borcu olarak hâlâ önümüzde duruyor.
*CHP Malatya milletvekili

Radikal iki, 12 Mayıs 2013

Reklamlar

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Sayaç

  • 236.850 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Bize ulaşmak için:

e-posta: hapistesaglik@gmail.com
twitter: @hapistesaglik

Telefon / Faks: 0212 293 69 82

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

%d blogcu bunu beğendi: