Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

Üçlü Protokol ve Hasta Mahremiyeti / Hülya Dinçer’in Yazısı

Şikayet:

Bakırköy Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan hasta Çiğdem Şenyiğit Bakırköy İlçe
İnsan Hakları Kurulu’na yaptığı başvurusunda, 21 Aralık 2012 tarihinde Bakırköy
Dr. Sadi Konuk Araştırma Hastanesi KBB Polikliniği’ndeki muayene ve tedavisi
sırasında jandarma personelinin muayene odası içinde bulunmakta ısrar etmesi
nedeniyle hasta mahremiyeti hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Olaya ilişkin
düzenlenen tutanakta; Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı
arasında imzalanan 3’lü Protokol’e dayanılarak; ‘sağlık personelinin tehlikeye
atılmaması, tutuklu ve hükümlünün emniyet ve muhafazasının sekteye uğratılmaması,
intihar ve kaçmanın önlenmesi amacıyla’ jandarmanın odada bulunması gerektiği
ifade edilmiştir.

Hukuki Değerlendirme:

Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlığı arasında 19 Ağustos 2011 tarihinde imzalanan
Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve
Nakilleri ile Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokol’ün 38/1. maddesi
muayene sırasında güvenliği ve hasta mahremiyetini düzenlemektedir. Bu maddenin
4. fıkrasına göre :

Hastanelerde tutuklu ve hükümlüler için muhafazalı muayene odaları yapılıncaya
kadar jandarma muayene odası içinde bulunur ve doktorla hasta arasında geçecek
konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbirini alır.

Söz konusu düzenleme tutuklu ve hükümlüler için, hastanelerde muhafazalı
muayene odaları yapılana dek jandarma personelinin, sağlık muayenesi sırasında
odada bulunacağını; fakat personelin paravandan uzakta, doktorla hasta arasındaki
konuşmaları duymayacak bir uzaklıkta tedbir alacağını düzenlemektedir.

Protokol’ün, hasta mahpusun gizlilik hakkını düzenleme iddiası taşıyan fakat gizlilik
hakkını bizzat ihlal eden bu maddesi, tutuklu veya hükümlü olması temelinde veya
başka herhangi bir gerekçeyle ayrım gözetmeksizin tüm bireylere eşit biçimde
tanınması gereken hasta mahremiyeti ilkesini ihlal etmektedir.

Hasta/hekim ilişkisinin ve sağlık muayenesinin tam bir gizlilik ortamında yürütülmesi
Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği’nin tanımış olduğu deontolojik bir
kuraldır. Tutuklu/hükümlü olan kişi devlet gözetimi altında olduğu için muayenenin
gizlilik içinde yürütülmesi hakkını hayata geçirme görevi devlete aittir. Kaçma
şüphesi veya güvenliğe ilişkin endişeler varsa devlet, bu temel insan hakkını
kısıtlamaksızın gerekli tedbirleri almak zorundadır. Muayene odalarının muhafazalı
olmaması gerekçe gösterilerek, devlet kurumlarınca bu yönde gerekli düzenlemelerin
yapılması beklenirken temel bir insan hakkı olan mahremiyet hakkının ihlal edilmesi
kabul edilemez. Protokol’de düzenlenen ‘jandarmanın hasta ile hekim arasında
konuşulanları duyamayacak uzaklıkta tedbir alması’na ilişkin hüküm ise mahremiyet
hakkını insan onuruna uygun bir şekilde güvenceye almaktan uzaktır zira askeri
görevlinin hasta ve hekimle aynı oda içinde bulunması halinde, -gerçekçi olmamakla
birlikte konuşulanları duymayacak olsa bile- muayenenin gizliliğini ihlal etmemesi
mümkün değildir; kaldı ki uluslararası insan hakları belgeleri ve tıp etiği kuralları,
hastanın sağlık durumuyla ilgisi olmayan kişilerin muayene odasında bulunmasını
kesinlikle kabul etmez

Tutuklu/hükümlü hastaların sağlık muayenesi, hangi suçtan dolayı tutuklu veya
hükümlü olduklarına bakılmaksızın, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelere, tavsiye kararlarına, Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği’nin
belirlemiş olduğu tıp etiği kurallarına uygun olarak, insan onurunu zedelemeyecek
şekilde gerçekleştirilmelidir.

1- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 8 Nisan 1998’te kabul ettiği
Cezaevinde Sağlık Hizmetlerinin Etik ve Organizasyonel Yönlerine İlişkin R (98)
7 No’lu Tavsiye Kararı’nın hastanın onamı ve hasta mahremiyetini düzenleyen 13.
maddesine göre:

Tutuklu veya hükümlülerin hasta mahremiyeti hakkı toplumun geneli ile aynı
şartlarda gözetilmeli ve güvenceye alınmalıdır.

2- Aynı yönde Avrupa Konseyi İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur kırıcı Ceza
veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) gizlilik ve hasta mahremiyetine
ilişkin belirlediği standartlara göre:

50. Cezaevinde de toplumda kabul gören tıbbi gizlilik gözetilmelidir.

51. Tutukluların tıbbi muayeneleri (gelişte veya daha sonra) cezaevi yetkililerinin
duyamayacağı ve söz konusu doktor aksini talep etmedikçe, göremeyeceği şekilde
yapılmalıdır. Ayrıca tutuklular gruplar halinde değil, ayrı ayrı muayene edilmelidir.

Türkiye Adalet Bakanlığı ile Avrupa Konseyi işbirliğinde hazırlanan Ceza İnfaz
Sisteminde Sağlık Hizmetleri El Kitabı’na göre de, ‘hastaların yalnız olarak muayene
edilmeleri deontolojik bir kuraldır. Ancak, hekim kendi güvenliği açısından
muayene sırasında bir infaz koruma memurunun bulunmasını sağlayabilir.’

3’lü Protokol’ün uygulamasında ise, hekimin, jandarma personelinin muayene
odasından çıkmasını talep etmesine rağmen, jandarmanın 38. maddeye dayanarak
odada kalmakta direttiği görülmektedir. Tutuklu/hükümlünün hekimin güvenliği
açısından tehlikeli olduğu iddia edilse dahi, kendisinin gerçekten hekimin can
güvenliği için tehdit yaratıp yaratmadığı veya kaçma ihtimali bulunup bulunmadığı
objektif bir şekilde değerlendirilmek zorundadır. 3’lü Protokol’de olduğu gibi
mahremiyet hakkına bu şekilde baştan, genel ve soyut bir yasak getirilmesi evrensel
insan ve hasta haklarına, tıp etiğine ve hasta ile hekim arasındaki güvenin temelini
oluşturan mahremiyet hakkına aykırıdır.

Mahremiyet hakkı bilhassa mahpus hastalar bakımından, cezaevinde işkence ve kötü
muamele yasağı ihlallerine karşı daha da büyük önem kazanmaktadır. Jandarma
personelinin bulunduğu bir muayene sırasında, bir mahpus cezaevinde kötü muamele
görmüş olsa bile bunu hekime çekinmeksizin aktarması çok zor olacaktır. Askeri
görevlinin veya infaz memurunun muayene sırasında hazır bulunması hasta mahpus
üzerinde ciddi bir baskı yaratacaktır.

3’lü Protokol Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerine de
aykırıdır.

3- Türkiye Cumhuriyeti, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’ni 4 Nisan 1997
tarihinde imzalanmış; 03.12.2003 tarihinde onaylamış ve 5013 Kanun numarası ile 9
Aralık 2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayınlamıştır. Sözleşme’nin 4.
maddesi mesleki standartları düzenlemektedir. Buna göre:

Araştırma dahil, sağlık alanında her müdahalenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve
standartlara uygun olarak yapılması gerekir.”

Bu alanda mesleki yükümlülük ve standartları belirleyen Dünya Tabipler Birliği ve
Türk Tabipleri Birliği tarafından yayınlanmış Etik Bildirgeler ve Hekimlik Meslek
Etiği Kuralları’dır.

1999 yılında yayınlanan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’ndan; hekimin hasta
haklarına saygı göstermesini düzenleyen 21 maddeye göre:

“Hekim hastasının sağlığı ile ilgili kararlar alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış
onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı , vb. hasta haklarına saygı göstermek
zorundadır.”

Tutuklu ve hükümlülere verilecek tıbbi yardımı düzenleyen 35. maddeye göre ise:

“Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına
saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılır ve onların gizlilik
hakları korunur. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte
bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır.”

Görüldüğü gibi hekimin, tutuklu bir hastanın muayenesinin mahremiyet hakkına
uygun bir şekilde yapılması için uygun koşulları sağlama konusunda sorumluluğu
vardır.

Bu nedenlerle 3’lü Protokol’ün 38. maddesi Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’na;
dolayısıyla da İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’ne aykırıdır.

3’lü Protokol’ün 38. maddesi ayrıca ulusal hukuk düzenlemelerine; Hasta Hakları
Yönetmeliği’ne, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’ne ve Hekimlik
Meslek Etiği Kuralları’na da aykırıdır.

4- 01.08.1998 tarihinde Resmi
Yönetmeliği’nin 1. maddesine göre:

Bu Yönetmelik; temel insan haklarının sağlık hizmetleri sahasındaki yansıması olan
ve başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda, diğer mevzuatta ve milletlerarası
hukuki metinlerde kabul edilen “hasta hakları” nı somut olarak göstermek ve sağlık
hizmeti verilen bütün kurum ve kuruluşlarda ve sağlık kurum ve kuruluşları dışında
sağlık hizmeti verilen hallerde, insan haysiyetine yakışır şekilde herkesin “hasta
hakları”ndan faydalanabilmesine, hak ihlallerinden korunabilmesine ve
gerektiğinde hukuki korunma yollarını fiilen kullanabilmesine dair usul ve esasları
düzenlemek amacı ile hazırlanmıştır.

5. maddenin c bendine göre: Sağlık hizmetinin verilmesinde, hastaların, ırk, dil, din
ve mezhep, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve ekonomik ve sosyal durumları ile
sair farklılıkları dikkate alınamaz.

Aynı Yönetmeliğin 21. maddesine göre, ‘Hastanın, mahremiyetine saygı
gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir.

Gazete’de

yayınlanan

Hasta

Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra
edilir. Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı;

d) Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında
bulunmamasını,” içerir.

Görüldüğü üzere, mahremiyet hakkı ve ayrımcılık yasağı, hem ulusal hukuka göre
hem de uluslararası insan hakları belgelerine göre tıp etiğinin ve hasta haklarının
temelini oluşturur. Mahremiyet hakkı, kişinin tedavisi ile doğrudan ilgisi bulunmayan
kişilerin tıbbi müdahale sırasında kesinlikle bulunmamalarını gerektirir. Bir askerin
ya da infaz koruma memurunun, hastanın tanı ve tedavi süreciyle ilgisi yoktur;
dolayısıyla bu kişilerin tıbbi müdahale sırasında ortamda bulunmasının herhangi bir
gerekçesi olamaz. Ayrıca konuyla ilgili hem ulusal hem de uluslararası düzenlemeler,
tutuklu/hükümlü hastaların mahremiyet hakkının toplumun diğer üyeleriyle eşit
düzeyde korunması gerektiğini öngörmüştür.

Yönetmelik de bu doğrultuda, mahremiyet hakkıyla ilgili olarak, belirli birey
kategorileri bakımından hakkın kullanılmasına yönelik herhangi bir istisna
getirmemiştir. Mahremiyet hakkı, mahkum/tutuklu olsun veya olmasın tüm
insanlar için eşit biçimde uygulanması gereken bir haktır.

Bu yönden Protokol Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Hasta Hakları
Yönetmeliği’ne de aykırıdır.

5- Aynı yönde Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin 7. Maddesine
göre de:

Poliklinik muayenelerinde gizlilik prensiplerine riayet esastır.

Muayene esnasında poliklinik odasında tıp ve yardımcı tıp meslekleri personelinden
başka kimsenin bulunmaması gerekir. Ancak hasta isterse ailesinden biri veya bir
yakını bulunabilir.

6- Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İstanbul Protokol’ü (İşkence ve
Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili
Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Klavuz) tüm üye devletler
için işkencenin soruşturulması sırasında başvurulması gereken ilkeleri içermektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına temel aldığı bu Protokol’e ilişkin,
Türkiye’de de, Sağlık ve Adalet Bakanlıkları’nın katkılarıyla Adli Tıp Kurumunun
projesi kapsamında “İstanbul Protokolü Eğitimi Programı: Adli Tıp Uzmanı
Olmayan Hekimlerin, Hâkimlerin ve Savcıların Bilgi Düzeyini Yükseltme” programı
düzenlenmiş ve 3500 hekim İstanbul Protokolü eğitimi almıştır.

İstanbul Protokolü de muayenelerinin mahremiyet ilkesine uygun yapılması
zorunluluğunu düzenlemektedir. 124. paragrafa göre:

Her alıkonulan, mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda muayene edilmelidir.
Polis ya da diğer kolluk güçleri hiçbir zaman muayene odasında bulunmamalıdır.

3’lü Protokol Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş olan İstanbul Protokolü’ne
de aykırıdır.

Türk Tabipler Birliği’nin Aralık 1994’te yayınladığı bildirgede de aynı şekilde,
muayeneler sırasında hastaların kelepçelerinin açtırılması, klinik özgürlük
koşullarına ve hasta haklarına uygun tam bir ortam sağlanması; bunun için muayene
ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmaması gerektiği
düzenlenmiştir.

Bu bilgiler ışığında, şikayete konu olan olayda olduğu gibi, kadın mahpus hastaları
bile jandarma personeli önünde muayene olmak zorunda bırakan 3’lü Protokol’ün 38.
maddesine dayanan mevcut uygulama, hiç bir ayrım gözetmeksizin toplumun tüm
üyelerinin eşit bir şekilde yararlanması gereken hasta mahremiyeti hakkına, tıp etiği
değerlerine, evrensel insan hakları güvencelerine ve insan onuruna aykırıdır. Yukarıda
ayrıntılı olarak açıklanan evrensel insan hakları güvencelerinin ve Türkiye’nin
gözetmek zorunda olduğu uluslararası düzenlemelerin Protokol karşısında öncelikli
olarak uygulanması ve hasta mahremiyeti hakkının mahpus hastalar için de istisnasız
olarak güvenceye alınması gerekir.

Reklamlar

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Sayaç

  • 179,514 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Bize ulaşmak için:

e-posta: hapistesaglik@gmail.com
twitter: @hapistesaglik

Telefon / Faks: 0212 293 69 82

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

%d blogcu bunu beğendi: