Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

Açlık grevi son bulmalı…

Hapishanelerde açlık grevine ilk başlayanlar bugün 48 gündür açlar. Grevcilerin greve son verdiğini duymayı öyle çok istiyorum ki…

Kendi adıma, taleplerini gayet haklı buluyorum. Devletin, hükümetin, bu talepleri yerine getirecek adımlar atması aslında hiç de zor değil. Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla ya da kardeşiyle ya da BDP’li bir vekille görüşmesinin kime ne zararı var, kim ne kaybedecek bu adım atılsa? Tersine, bu adım cezaevlerinde kendi kendini eriten yüzlerce binlerce insanı, ailelerini, geleceklerini, hepimizin hayata inancımızı kurtarabilir…

Öte yandan, “açlık grevi yapanları destekliyorum” gibi cümleler kurmaya da asla dilim varmıyor. Destek için 2-3 günlük grev yapanları anlayamıyorum. Olaya dikkat çekmek için eylem yapmak başka bir şey, taleplerini meşru buluyorum demek, çözüm istemek başka bir şey, ama açlık grevine destek vermek… Bir insanın, ne sebeple olursa olsun, ölüme doğru gitmesine, “arkandayım” demek… Evet bunu diyenler arkada kalacaklar, hayatta kalacaklar, ölen ölmüş olacak. Bu grevden sağ çıkanlar bundan sonra nasıl yaşayacak hiç düşünüyor musunuz? Bu günleri, ayları, yılları hatırlamayacak bazıları. Bazıları artık doğru dürüst göremeyecek, konuşamayacak, yürüyemeyecek. Özellikle 40. günden sonra, her saat, grev bitse bile grevden sonra hayatta kalanların hayatını eksiltecek. Bir gün o grevcilerden biriyle karşılaştığınızda “ben de seni desteklemiştim” diyebilecek misiniz gönül rahatlığıyla? Hapiste Sağlık Girişimi olarak cezaevinde hasta olmak hakkında gönderdiğimiz sorulara cevap verenlerden biri açlık grevi yapmış olduğu için Wernicke-Korsakoff sendromu yaşıyor, mektubuna bir bakın, okuyun nasıl yaşıyor:

Wernike-Korsakof, ölüm oruçları ve Açlık grevlerinden kaynaklı. Bu durum ’96 ve 1999 yılları arasını hatırlayamıyorum. Bu süre içinde yaşadıklarımı tam olarak hatırlamıyorum, ancak sonradan anlatımlarla ayrıntılı olmasada biliyorum. Burada esas olan bu dönemi hafızam yaşarken kayıt etmemiş. Anlatılınca bazı şeyler rüya gibi geliyor, bu da yaşadığımız sıkıntının beyindeki tahribatın boyutunu gösteriyor. Yürümede epey bir sıkıntı yaşadım, şimdi yürümeyi düzelttim sayılır.

Şimdiki hafızamın durumu şöyledir; unutkanlık çok aşırı derecede. Yaptığım ve yapacağım işleri not alarak yapmaya çalışıyorum. Bu bile arkadaşların yardımıyla yapmaktayım.

Şiddetli ve sık-sık baş ağrısı, Romatizma, reflü, bağırsaklarımda sürekli ağrı ve sık-sık ishal, (bunun tedavisi yok denildi) Kulaklarda çınlama ve %30 duymama, aykırı seslerden rahatsız olma, böbreklerimde ağrı ve birinde taş bulunmaktadır. Dönem, dönem bununda ağrılarına katlanıyorum. Hemorayt vb hastalıklarla yaşamaya çalışıyorum.

Bu mektubun tamamını dikkatle okursanız, eğitimli biri tarafından özenle yazıldığı halde cümlelerin başıyla sonunun birbirinden bazen nasıl uzaklaştığını göreceksiniz. Burada bile, o upuzun açlığın silinmez izleri.

Biz dışarıdakilerin “ölüm değil çözüm” adına yapmamız gereken en önemli şey, yaşamın değerini ve vazgeçilmezliğini unutmadan hareket etmek. “Kendi iradesidir” demek dile kolay, açlık grevi yapan bir insanın iradesine elbette saygı duyulmalı ama bizim temel sorumluluğumuz onun damla damla ölmesine değil sağ ve sağlam kalmasına destek vermek. Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılması ve Kürtçe anadil haklarının kullanımı için, insanların ölmesinden ya da böyle kanadı kırık kalmasından daha başka yol elbette ki vardır, olmak zorunda. O yolları bulmak ve zorlamak için cezaevindekilerdense “dışarıdakilerin”, bizim yapabileceğimiz daha çok şey yok mu? Bu işin çözülmesini samimiyetle istiyorsak, taleplerin ciddiye alınmasını istemenin yanında, grev yapanlardan hiçbirinin zarar görmemesini istediğimizi de her zaman vurgulamak zorundayız.

Bu noktada, grev yapanlara müdahale edilmesini, grevin zorla bitirilmesini asla savunmadığımı da açıkça söylemek istiyorum. Hayata Dönüş Operasyonu’nu hatırlamayanlar, o tür müdahalelerin ne tür kalıcı izler bıraktığını buradan okuyabilirler. Uluslararası Af Örgütü, özellikle Tekirdağ, Silivri ve Şakran cezaevlerinde grev yapanlara kötü muamele edildiğini, bu insanların grevden sonraki sağlık durumları için çok kritik önemde olan B vitamini, su, tuz, şeker takviyelerinin kısıtlandığını açıklıyor (buradan okuyabilirsiniz). O vitaminleri vermemek, “daha çabuk öl” demek, “ölmezsen de enkaz kalsın senden geriye” demek. Nasıl bir hayat düşmanlığıdır, aklım almıyor! Birileri, bir takım değerler uğruna canını vermeyi göze almış, başka birileri de dışarıdan “göbeğimi kaşıyarak seyredeceğim” yazabiliyor… ve bu feci durum karşısında birileri de “yürü koçum” diyor, “sen biraz daha yaklaş ölüme doğru, biz arkandayız”…

Zeynep / Hapiste Sağlık Girişimi (kişisel görüşümdür)

Reklamlar

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 30 Ekim 2012 by in Güncel: Cezaevlerinde Açlık Grevleri.

Sayaç

  • 194,235 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Bize ulaşmak için:

e-posta: hapistesaglik@gmail.com
twitter: @hapistesaglik

Telefon / Faks: 0212 293 69 82

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

%d blogcu bunu beğendi: