Hapiste Sağlık

Hapishanelerdeki hastaların durumları, hakları, ihtiyaçları

Hem gözleri görmüyor, hem kanser: Hediye Aksoy’un mektubu

“Durumum çok kötüydü ve radyoterapi sürecindeydim. Karın boşluğumda bir kitle tespit edilmişti. Tahliller için Samatya Hastanesi’ne gidiyordum. Memuru çağırırken asker durduğumuz yerin hastane değil, Fatih Adliyesi olduğunu söyledi. Ben, “Adliye’de ne işim var, hastayım, hastaneye gitmem gerekiyor” dedim. Ancak beni dinleyen olmadı. Ağustos’un sıcağında boğucu ringin içinde neredeyse bayılmak üzereydim… Aracın sorumlusu olan rütbeli geldi. “Ben ne yapacağımı sana mı soracağım? Nerde durmak istiyorsam aracı durdururum.” demesiyle aracın diğer bölmesinde kalan adli tutuklular küfürler, hakaretler savurmaya başladılar. Hem asker, hem de adlilere göre ben bir “teröristtim” ve tedavi olmamam gerekiyordu. Hatta ölmeyi hak ediyordum. Askerler adlileri, onlar ise askerleri besleyerek hakaretlerini sürdürdüler. En çokta ağza alınmayacak küfürlerle kadın kimliğime saldırdılar. O gün gecikmeli olarak hastaneye götürüldüğüm için hiçbir işlemim yapılmadan saat 16-17 arası gibi cezaevine getirildim…”

Hediye Aksoy’un durumu hakkında daha yeni haberler burada (tıklayın). Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in Hediye Aksoy’un durumu hakkında Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e verdiği soru önergesini okumak için tıklayın.)

Sayın Sivil Toplum Derneği Üyelerine…

Öncelikle göstermiş olduğunuz duyarlılıktan dolayı size teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sorduğunuz soruların tümüne cevap olmaya çalışacağım. Ancak sorularınıza geçmeden önce bir duygumu sizinle paylaşmak istiyorum. Şu an size yazdığım bu mektubu ikinci bir kişinin yardımı olmadan yazmak isterdim. Fakat yaşamımın tümünde olduğu gibi bu mektubumu da bir arkadaşımın yardımıyla kaleme alıyorum…

Soruların cevapları

 

  1. Bize kendinizi anlatır mısınız?

(Kendinizi istediğiniz gibi tanıtabilirsiniz, isterseniz yaşınızı, işinizi, cezaevine girmeden önce nerede, nasıl yaşadığınızı, ailenizi, neleri sevdiğinizi, umutlarınızı, hayallerinizi yazabilirsiniz.)

1975 yılında Mardin, Dargeçit’e bağlı Ilısu köyünde doğdum. Çocukluğum burada geçti. Oyuncakların olmadığı, oyunların oynanmadığı, 0-7 yaştan itibaren bütün zamanlarımızın tarlada, bahçede çalışarak geçtiği o çocukluk yıllarım… Yaşam biçimi erken büyüttü, olgunlaştırdı beni. 50 hanelik küçük bir köyde yetişen bir çocuğun hayalleri, iş olmadan özgürce oyun oynayabilmekti. Ama yok! Ezilmişlik ve yoksulluk, kendi yaşıtlarımla oyun oynamamı engelledi. Ne de olsa kız çocuğuydum. Bu yüzden söylenen her şeye tâbi olmam gerekiyordu ve belirtilen saatler dışında, dışarıya, köyün sokaklarına çıkmamam gerekiyordu. Sonra 14 yaşımdan itibaren farklı hikayeler duymaya başladım. 12 Eylül’ün yaşanmışlıklarını duydum. Sakat bırakılan dayımın oğlu, aylarca evinin kapısını açmayan babamın hikayesini, korkusundan kışın soğuk gecelerinde jandarmadan kaçmak için kendini Dicle’nin soğuk sularına bırakan ve suyun öbür tarafına geçerek jandarmadan saklanan abimin öyküsünü… çoğaldıkça çoğalıyordu, anlatılan acı ve trajik olaylar. Daha 17 yaşımdayken dağlarda birilerinin özgürlük için mücadele ettiğini duydum. Anlatılanların güzelliği beni de içine çekiyordu ve bu çekim beni alıp dağlara götürdü… Kısa bir süre sonra bir patlamada her iki gözümü kaybedip ağır yaralı olarak göz altına alındım. Tarih Temmuz 94’ü gösteriyordu. Günlerce işkence gördüm. Temmuz’un sıcağında açık olan yaralarım çürüdü. Dahası… kalsın, anlatmayayım. Öleceğim diye apar topar beni Erzurum Cezaevine götürdüler. Erzincan DGM’sinde 11 ay gibi kısa bir sürede yargılanıp 12,5 yıl ceza aldım. Ailemin bir avukat tutacak parası yoktu. Bu yüzden beni savunacak bir avukatım dahi olmadı. Ben savundum kendimi. 2000 yılının Şubat ayına kadar 5 cezaevi değiştirdim. Bu 6 yıllık süreçte, 97 yılında 4 ay, 98’de 4 ay olmak üzere Bayrampaşa Devlet Hastanesi’nde yattım. Ondan önce de 95 Aralık ayında tedavi amaçlı Bayrampaşa Cezaevinde 1 ay kaldım. Şubat 2000 yılında çıktıktan sonra farklı sağlık sorunlarım nedeniyle 4 ameliyat oldum. 3 tanesi Zeytinburnu Avrasya Hastanesi’nde, 1 tanesi de Bağcılar Özel Hastanesi’nde yapıldı. Tedavim İstanbul’da sürüyordu. Arada bir Batman’a ailemin yanına gitmiş olsam da çoğunlukla Bağcılar’daki ablamın evinde kalıyordum. Taki 2007’nin Nisan ayına kadar.. Vefat eden abimin 8 çocuğu için Bağcılar’da ablama yakın bir ev tuttum. 1 Nisan’da tuttuğum ev 23 Nisan’da basıldı. Ben yoktum evde. Yanımda ablamın 9 yaşındaki kızı vardı. O bana göz oluyor, elimden tutup İstanbul’un kaldırımlarında bana eşlik ediyordu. Eminönü’nde 20 yaşındaki yeğenimin çalıştığı işyerine giderken 9 ve 20 yaşındaki iki yeğenimle birlikte gözaltına alındım. Suçum “canlı bomba” olmakmış. 4 gün gözaltında kaldım, 2 yıl yargılandım. 11. Ağır Ceza’da, 17 Nisan 2009’da 18,5 yıl ceza aldım, Yargıtay onayladı. O tarihten itibaren 5 yıl 4 aydır cezaevinde bulunuyorum. Düşünün, “canlı bomba”dır denilen ben, yukarıda yaşlarını belirttiğim iki yeğenimle birlikte o sözü edilen eyleme gidiyormuşum! Bu nasıl bir şey ve nasıl bir hukuk?! Buna da daha fazla girmeyeceğim… Dediğim gibi 9 yaşındaki yeğenimle birlikte gözaltına alındım ve bir anda kendimi canlı bombacı olarak buldum. Yetim olan, abimin 8 çocuğu için tuttuğum ev de örgütün hücre evi olarak kamuoyuna sunuldu. Niçin ve nasıl yargılandım, bunların hepsi dosyamda mevcut. Bu yüzden uzun uzun değinmeyeceğim. Anlayacağınız önceki 6 yılı saymazsam, 5 yıl 4 aydır cezaevindeyim. Yani gözlerimi kaybettikten sonra 17 yılın 11,5 yılını cezaevinin karanlığında geçirdim. Gri renkli duvarlara, karanlıktan simsiyah bir örtü örtüldü. Zindandayken kitap okuyamama, yazı yazamama, duvarlara tutunmadan volta atamamak, koğuşun dar koridorlarında bir yerlere çarpmadan yürüyememek, görüşe giderken çift camların arkasındaki görüşçülerimin yüzünü görememek, sevdiklerimden gelen mektupları okuyamamak, cevabını kendi ellerimle yazamamak, istemlerimin %90’ını başkalarından isteyerek karşılamak veya verilenle yetinmek, gerçekleşmemiş sayısız istemlerimle akşamları yastığa başımı koymak, aynı renkle güne uyanıp, penceremden hücreme süzülen güneşin ışıklarını görememek…. fiziki olarak yaşadığım durum bu. Görememekle bağlantılı günlük yaşamda yaşadığım sıkıntılar, zorluklar böyle. Ayrıntıdır, küçüktür denilen her şey, fiziki olarak engelli olan bir insan için çok farklı. Örneğin; bir çay içmek istiyorsunuz, ama tek başına bunu karşılayamıyorsunuz. Bir yemek yiyeceksiniz, ama o yemeğin rengini, görünüşünü birilerine sormadan bilemeyeceksiniz. Akan sıcak suyun paslı olup olmadığını birileri söylemeden fark edemeyeceksiniz. Her şey böyle; sorarak, isteyerek, yaptırarak.. Daha doğrusu yaptırmaya çalışarak yaşıyor, yaşama çalışıyorum. Bu yaşanmışlıklarımı okuduğunuzda sakın umutsuz olduğumu düşünmeyesiniz. Umut yaşamın mayasıdır. Umut hayatın rengidir, umudu olmayan insan yaşayamaz. Benim de umudum var kendime dair, geleceğe dair. Her ne kadar bugüne kadar doktorlar gözlerimin görme imkanı olmayacağını söyleseler de ben mutlaka bir gün göreceğime inanıyorum. Bu inanç umudumu büyütüyor. Yine zindanın duvarlarını aşıp dışarıya yani özgürlüğüme kavuşacağıma inanıyorum. Bu konuda da her yeni bir güne uyanırken umudumu tazeliyorum. Bu topraklarda kötü denilen, insanlığa zarar veren birçok şeyin değişip, yerine insan yaşamına daha büyük anlamlar katacak güzel şeyler olacağına inanıyorum. Neleri sevdiğime gelince, bütün sevgilerimin temeline yaşam sevgisini koyup diğer sevgilerimi onun üzerine inşa ediyorum. Hayallerim de umutlarımdan besleniyor. İlk başta geleni dışarıya çıkma hayalidir. Bu bireysel bir hayal. Dışarıya çıktıktan sonra sağlığıma kavuşmak için tedavimi göreceğim. Bunun dışında asıl hayalim sömürüsüz, savaşların olmadığı, inkarın dayatılmadığı, baskıların yaşanmadığı, sınırların olmadığı, kadın renginde özgür ve barış içinde bir dünya hayalidir. Böyle bir dünyada ve ülkede kendim içinde kurduğum hayallerim var. O da kendi kimliğimle, ana dilimle, kültürümle özgürce kendimi ifade ettiğim bir ülkede yaşamaktır. 

2. Ne zamandır cezaevindesiniz? Eğer ceza aldıysanız cezanız ne kadar, almadıysanız kaç yıl ceza ile yargılanıyorsunuz?

Bu soruya da yukarda cevap olmaya çalıştım. Yani ilk soruyu cevaplarken geniş bir biçimde 2. soruya da cevap olmaya çalıştım. 

  1. Rahatsızlığınız nedir? Bugünlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz, sağlığınız nasıl?

Bütün sağlık sorunlarımın başında gelen gözlerimin durumudur.

Bu yakalandığım kanserden daha da ağırdır. İkincisi ise 2011 yılının Şubat ayında yakalandığım meme kanseridir. Birde böbreklerimden rahatsızım. 2000 yılında sağ böbreğimden 7 (yedi) tane taş alındı. Böbrekte oluşan şişkinlikten kaynaklı sürekli ağrım var. Yine kulaklarımda hem ağrı, hem de duyma problemi yaşıyorum. Yukarıda belirttiğim gibi dışarıdayken farklı nedenlerden dolayı 4 ameliyat geçirdim. Bütün bu belirttiklerimle birlikte cezaevi koşullarından kaynaklı birçok farklı rahatsızlıklarım var. Gözümü kaybettiğim patlamadan kaynaklı baş ağrılarım, mide ve bağırsak problemlerim var. Bu ifade ettiğim sağlık sorunlarımla birlikte kendimi nasıl hissedebilirim? Her anlamıyla zorlanıyorum. Engellerle örülmüş bir hayatın içinde yaşıyorum. Yaşamak için, ifade ettiğim bu zorluklara karşı direniyorum. “Sağlık durumum nasıldır” sorusuna gelince, genel bir ifadeyle söyleyecek olursam; çok kötü. Gözlerim için yapılacak bir şey yok zaten. Daha doğrusu doktorlar öyle diyor. Şu illet hastalık için ise zor koşullarda da olsa tedavim sürüyor. 

  1. Hasta olduğunuzu ne zaman, nasıl öğrendiniz?

Tekrar belirtmek gerekirse yukarıda da belirttiklerimden anlaşılacağı gibi sağlık sorunlarım bugün ortaya çıkmış bir sorun değil. Geçmiş 6 yıllık cezaevi sürecine bir 5 yıl daha eklendi. Böbrek sorunum daha o dönemden başlamıştı. Kanser hastalığına ise 2011 yılının Ocak ayında yakalandığımı öğrendim. Ondan önce 2010’un Şubat ayında kalın bağırsağımdan 2 tane küçük kitle alındı. Sonuçların temiz olduğu söylendi. 

  1. Cezaevinde revire çıkmakta, doktorla görüşmekte sıkıntınız oldu mu?

Şu an bulunduğum cezaevinde yaklaşık 900-1000 arası tutuklu, hükümlü kalıyor. Her gelen doktor buranın yoğunluğunu görünce 2 ay kalıp gidiyor. Yani yetişememesinden kaynaklı revire çıkmak için bütün koğuşlar sıraya koyuluyor. Bulunduğum koğuşa ne zaman sıra gelirse o zaman gidiliyor. Haftalarca doktorun olmadığı da oluyor. Mesela haftalardır dişimin dolgusu düşmüş, ağrıyor. Ancak revirde diş doktoru yok.

  1. Hastaneye nasıl götürülüyorsunuz? Bu konuda bir sıkıntınız var mı? Örnek verebilir misiniz?

Dış hastane sevklerine gidiş geliş en kısa ifadeyle bir işkenceye dönüşüyor. Önce hastaneye götürüldüğüm ring aracından söz edeyim. Aracın içi kullanılmayacak durumda, her taraf kir pas içinde. Aracın kliması hava değil, adeta pis kokulu bir zehir saçıyor etrafa. Hastaneye giderken o havasız ringin içinde hiçbir zorunlu ihtiyacım karşılanmadan saatlerce beklediğim oldu. Geçen yıl radyoterapi sürecinde inanılmaz zorluklar yaşadım, tedavi sürecim bir kabusa dönüştü. Hergün sabah saat 8’de koğuştan çıktım, saat 16-17 gibi cezaevine geri döndüm. “Seni hastaneye götürüyoruz” deyip, benimle aynı ringin içine konulan adli tutuklular için mahkeme mahkeme dolaştırılıp saatlerce adliye kapısında beklediğim oldu. Cezaevinde ring aracı yok denilip bazı günler 2-3 adliyeyi dolaştıktan sonra hastaneye götürüldüm. Dahası korunmasız olduğum bilinmesine rağmen adli tutuklularla birlikte götürüldüm. Bir kez fiziki bir kez de sözlü olmak üzere 2 kere adlilerin saldırısına uğradım. Somut bir örnek vermemi istemişsiniz. Vereceğim örnek basına da yansımıştı (ilgili haber için tıklayın). 12 Ağustos 2011 tarihinde Samatya Hastanesi’ne götürülmek üzere sabah saat 8’de koğuşumdan çıkarıldım. Saat 9,5 da ring aracı hareket etti. Görmediğimden kaynaklı araç nerelere uğradı bilmiyorum. Saat 11-11,5 arası duran ringin kapısını vurup benimle gelen memuru çağırdım. Kapıdaki asker memurun aracın yanında olmadığını söyledi. Durumum çok kötüydü ve radyoterapi sürecindeydim. Karın boşluğumda bir kitle tespit edilmişti. Tahliller için Samatya Hastanesi’ne gidiyordum. Memuru çağırırken asker durduğumuz yerin hastane değil, Fatih Adliyesi olduğunu söyledi. Ben, “Adliye’de ne işim var, hastayım, hastaneye gitmem gerekiyor” dedim. Ancak beni dinleyen olmadı. Ağustos’un sıcağında boğucu ringin içinde neredeyse bayılmak üzereydim. Tekrardan ringin kapısını vurup bayan görevliyi çağırdım. Aracın sorumlusu olan rütbeli geldi. “Ben ne yapacağımı sana mı soracağım? Nerde durmak istiyorsam aracı durdururum.” demesiyle aracın diğer bölmesinde kalan adli tutuklular küfürler, hakaretler savurmaya başladılar. Hem asker, hem de adlilere göre ben bir “teröristtim” ve tedavi olmamam gerekiyordu. Hatta ölmeyi hak ediyordum. Askerler adlileri, onlar ise askerleri besleyerek hakaretlerini sürdürdüler. En çokta ağza alınmayacak küfürlerle kadın kimliğime saldırdılar. O gün gecikmeli olarak hastaneye götürüldüğüm için hiçbir işlemim yapılmadan saat 16-17 arası gibi cezaevine getirildim. Bunun gibi verebileceğim sayısız örnek var. Yaşadığım bu olayla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundum. Benimkine takipsizlik kararı verilirken, askerlerin suç duyurusu ise kabul edilerek hakkımda “askere hakaret davası” açıldı. Şu an mahkemem devam ediyor. 23 Kasım’da mahkemem var. 

  1. Hasta olduktan sonra cezaevi hayatı sizin için nasıl oldu? Örnek verebilir misiniz?

Sanırım bu sorunun cevabı da şu ana kadar ifade ettiklerimin içinde var. Dile getirdiklerim yaşadıklarımın binde biri bile değil. Bazı yaşanmışlıklar var sözle dile getirilemez. Bütün bu sağlık sorunlarıyla birlikte her iki gözü görmeyen bir insanın cezaevindeki yaşamı nasıl olabilir? Örneğin; bu mekanda en çok istediğim kitap okumaktır, yazı yazmaktır. İkisini de yapamıyorum. 

  1. Cezaevinde olduğunuz için hastalığınızın teşhis ve tedavisinde herhangi bir aksama oldu mu? (Dışarıda olsaydım bunlar başka türlü olurdu diyeceğiniz konular var mı?)
  2. Doktor, hemşire gibi sağlık çalışanlarından, diğer görevlilerden olumsuz bir tavırla karşılaştınız mı?

Cevap 8-9: Evet, cezaevinde olmamdan kaynaklı hayati sorunlar yaşadım, yaşıyorum. Örneğin; 2011 Şubat ayında kanser hastalığı teşhisi konulduktan sonra bir de karın boşluğumda bir kitle olduğu tespit edildi. Aylarca Şişli Etfal Hastanesi’yle Samatya Hastanesi arasında gidip geldim. Şişli, “hemen ameliyat olması gerekiyor” derken, Samatya, “ameliyat riskli, bu yüzden onkoloji bölümünde ilaç tedavisi görsün” diyordu. Şişli’deki cerrahlar da ameliyatın çok riskli olduğunu, bu riski de benim üstlenmem gerektiğini söylüyorlardı. Kimi doktorlar, “sözü edilen kitle memeden bağımsız kötü huylu bir kitledir” derken, diğer bir doktor da “memeden oraya sıçramadır” diyordu. En son Şişli’deki doktorlar ameliyat kararı aldılar. Verilen günde ameliyat için hastaneye gittiğimde ameliyattan vazgeçtiler. Bu çelişkili ve belirsiz durum en çokta psikolojimi etkiledi. Önceki yıllarda da bunun benzeri sorunlar yaşadım. Örneğin; aylarca hastanede yatırılmama rağmen böbreğimdeki 7 (yedi) taş tespit edilemedi. O dönem bir insanda olması gereken kanın 4’de 1’i vardı bende. 3 yıl adet (regl) görmedim. Kimi doktorlar bunu kansızlığa bağlarken, kimi doktorlar gözlerimden kaynaklı “psikolojiktir” dediler. Şu ana kadar dış hastane sevklerinde 2 doktorun meslek dışı yaklaşımlarıyla karşılaştım. Biri 2010’da gittiğim göğüs hastalıkları doktorunun yaklaşımıydı. Bakırköy Devlet Hastanesi’ne gitmiştim. Doktor, bırakın derdimi dinlemeyi, içeriye girer girmez “bunlar hasta değil, sorunları psikolojiktir. Ne diye devleti masrafa koyup onları getiriyorsunuz” dedi. Cevap vermeye çalışırken askerler beni odadan çıkarttı. Bir diğeri ise Şişli’deki bir cerrah doktorun yaklaşımlarıydı. Sözünü ettikleri ameliyatım hakkında bilgi istedim, o doktor vermeyeceğini söyledi. Dıştalayan, hor gören, kaba yaklaşımları vardı. 

  1. Hasta haklarını biliyor musunuz? Haklarınızı kullanabiliyor musunuz?

Birebir hasta hakları nelerdir, bilmiyorum. Ama genel olarak insan haklarından yola çıkarak haklarımı aramaya çalışıyorum. 

  1. Hastalığınız konusunda size nasıl bilgi veriliyor? Bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi anlatır mısınız?

Hastalıklarım konusunda tam anlamıyla tarafıma bilgi verildiğini söyleyemem. Genellikle bu konuda ben zorlayıcı oluyorum. Çoğu zaman ısrarlarım üzerine sınırlı da olsa tarafıma bilgi veriliyor. Elbette görevleri gereği işini iyi yapan doktorlar da var. Bunlar çok daha ilgili ve insani yaklaşıyorlar olaya. 

  1. Adalet Bakanlığı, Türkiye’nin her yerindeki, durumu ciddi olan hastaların İstanbul Metris Cezaevi’nde yeni kurulan “hastane cezaevi”ne nakletmeyi ve burada tedavi edilmelerini düşünüyor. Bu konuda siz ne dersiniz? Hastane cezaevinde tedavi olmak ister misiniz? Neden?

Basında bu haberi ilk duyduğumda irkildim. Bu nasıl bir şey? Hastaların olduğu bir hapishane, ama sadece hastaların! Hem de belirli bir süre de değil, süresiz burada infazlarını tamamlayacaklar. Bu yaklaşımın hukuki olarak karşılığı var mı? Varsa nedir? Bunu bilmiyorum. Ama bana göre bu yaklaşımın insani hiçbir yönü yok. Düşünün, hastanede kalan bir hastanın psikolojisi nasıl olur? Hastanedeki bir hasta taburcu olmak için günlerini sayar. Hastane psikolojik olarak insan üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Peki buraya toplayacakları hastaları ne yapacaklar ve böyle bir yerin cezaevinden ne farkı var? Evet bir farkı var, o da hastane denilen cezaevinde ağır bir hastalık havası çökecek ve bu ağır hava orada bulunan hastaların sağlığını, psikolojisini daha fazla olumsuz etkileyecek. Kesinlikle böyle bir yerde kalmak istemem. Nedeni ise yukarda belirttiklerimle birlikte şu an bulunduğum cezaevinden hiçbir farkının olmayacağıdır.

  1. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16.maddesi ‘Hapis Cezasının İnfazının Hastalık Nedeni ile Ertelenmesi’ başlığını taşır. Bu maddenin 2. fıkrası ve Hapis Cezasının Ertelenmesi Hakkında Genelge’ye göre; “Diğer hastalıklarda (kanser hastaları gibi) cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.” Bu düzenlemeden yaralanabilmek için bir geri bırakma kararı gerekmektedir. Bu karar, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Anılan düzenlemeden açıkça anlaşıldığı üzere, geri bırakma kararına ilişkin olarak sorumluluk Adli Tıp Kurumundadır. Kurumun raporu sonucu, hükümlünün infazının ertelenmesine veya ertelenmemesine karar verilecektir. 

Bu yasa maddesinden haberiniz var mıydı? Bu konuda bir başvuruda bulundunuz mu, bulunduysanız sonuç ne oldu?

Sözünü ettiğiniz yasayla ilgili şu ana kadar bir başvurum olmadı. Anayasanın 104. maddesinden yararlanmak için Cumhurbaşkanına başvuruda bulundum. Cumhurbaşkanının beni bırakması için ayrıca hem ailem, hem de geçen dönemin vekili olan Akın Birdal Cumhurbaşkanına başvuruda bulundu. 2009’un Eylül ayında Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından bana “%85 engelli, tek başına yaşamını sürdüremez raporu” verildi. Hükümlü olmadığım için bu rapor işleme konulmadı. 2011 yılında savcılığa tekrardan başvuruda bulundum. Yine aynı hastanenin Sağlık Kurulu Nisan 2011 tarihinde sürekli hastalıktan rapor verdi. Ancak Adli Tıp, Ağustos 2011 tarihinde verdiği raporda gözlerimin durumunu değerlendirmeye almamış, diğer sağlık sorunlarım için de cezaevinde tedavi görebilir raporunu vermiş. Nisan 2012’de tekrardan aynı nedenle savcılığa başvurdum. 29 Haziran 2012 tarihinde yine aynı hastanenin sağlık kurulu tarafından verilen raporda tüm vücut fonksiyon kaybı %92 olarak belirlendi. Bu raporla birlikte 16 Temmuz 2012’de Adli Tıp’a çıktım. Şu an dosyam orda. Yukarıda belirttiğim tüm raporlarım ise hem infazda bulunan dosyamda, hem de revirde bulunan sağlık dosyamda mevcuttur.

 

  1. Sizce hasta mahpuslar için neler yapılabilir? Devlet ve hapishane idareleri neler yapabilir? Sivil toplum kuruluşları ne yapmalı?

Hasta tutuklu ve hükümlüler için neler yapılabilir sorusuna gelince; Sadece 2012 yılında şu veya bu nedenle cezaevinde yaşamını yitiren insan sayısı 52 (elli iki). Son yıllarda bu sayı 100’leri aştı, 1000’lere ulaştı. Çoğu da cezaevindeyken yakalandığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu konuda şunu söylemek istiyorum; Ölümlere alışmamak gerekiyor. Ve bu yaşanan ölümleri normal görmemek gerekiyor. Çoğu zaman cezaevinde, cezaevlerinde yaşananlar birçok kesim tarafından dile getiriliyor. Ancak bu istikrarlı biçimde değil, dönem dönem gündeme geliyor, sonra da unutuluyor. Bu yüzden bütün sivil toplum örgütlerine, duyarlı kamuoyuna çağrım şudur: Cezaevlerinde yaşanan ölümlere sessiz kalmayın ve istikrarlı, sonuç alıcı bir şekilde karşı koyun. Yüzlerce insan ölüm sınırında, çoğu da kanser hastası. Ben de sadece onlardan biriyim. Fiziki ölümlerim olmaması için vicdanların hep diri ve duyarlı olması gerekiyor. Ben, eğer gereken ilgi gösterilirse bugün cezaevlerinde bütün zorluklara, hastalıklara inat hayata tutunan ağır hastaların tümünün serbest bırakılacağına inanıyorum. Bugün cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin, hukuksuzlukların sorumlusu cezaevi idarelerinden önce genel idaredir. Bugünkü hükümet 3. yargı paketine eklediği bir madde ile birden fazla insanı öldüren katilleri serbest bıraktı. Ama ağır hastaları cezaevinde ölüme terk ediyor. Bir yasa değişikliği ile bütün bu ağır hastaları, kendine bakamayacak durumda olan tutuklu ve hükümlüleri serbest bırakabilir. Adalet Bakanı “biz bu durumda olanlar için birşeyler yapacağız” dedi, ama yapmadı. Devlet hastanelerinin verdiği raporlara rağmen –benim durumumda olduğu gibi- özellikle biz siyasi tutuklu ve hükümlülere adli tıp, rapor vermiyor. Son olarak bunların dışında ekleyeceğim bir şey yok. Benimle görüşebileceğinizi söylemişsiniz. Memnuniyetle görüşmek isterim. Benimle yapacağınız görüşme benim için moral olacağı gibi, bu aynı zamanda manevi olarak bana güç verir. Elbette ailemle de, avukatımla da görüşebilirsiniz. (…) Hangi hastanelerde tedavi olduğumu sormuşsunuz. Memeden dolayı yapılan ameliyatı Samatya Hastanesi’nde oldum. Onkoloji bölümü için ordan Şişli Hastanesi’ne sevk ettiler. Şu an tedavim burada sürüyor. Onkoloji doktorumun adı ***’dır.

Genel olarak bana gönderdiğiniz mektubun cevabını bu şekilde verebilirim. Çok uzatmamak için sorularınıza kısa-özet bir şekilde yanıt olmaya çalıştım. Tekrardan belirtmek istiyorum. Size yazdığım bu mektubu kendi el yazımla yazmak isterdim. Bu konuda içimde bir şeyler eksik kalsa da bir arkadaşımın yardımıyla bu istemimi de gerçekleştirdim. Göndermiş olduğum bu mektubu nasıl değerlendirmek istiyorsanız, ister ismimle, ister ismim olmadan işleyebilir veya yayınlayabilirsiniz. Tamamiyle sizlerin inisiyatifine bırakıyorum. Bütün yarım kalmışlıklara inat gelecekten umutluyum. Sizler gibi duyarlı insanların çoğalması dileğiyle tekrardan ilgi ve alâkânız için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Selam ve Saygılarımla

Hediye Aksoy

21.08.2012

Hediye Aksoy’un durumu hakkında daha yeni haberler burada (tıklayın).

Yorum yazabilirsiniz (kaydolmaya gerek yok)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Sayaç

  • 260.500 ziyaret

Bu siteyi takip etmek, yeni eklenen yazıları e-posta mesajı olarak almak için e-posta adresinizi girin.

İletişim

Adres:
CİSST/TCPS
Katip Mustafa Çelebi Mah. Billurcu Sok. No:5/2
Beyoğlu / İSTANBUL

Telefon: 0212 293 69 82
Faks: 0212 293 69 82
Danışma: 0212 252 53 11

e-posta: hapistesaglik@cisst.org.tr
e-posta: info@cisst.org.tr

Web sitesi: tcps.org.tr
Web sitesi: cisst.org.tr  
Blog: hapistesaglik.com
twitter: @HapisteNet

 

 

%d blogcu bunu beğendi: